Bizler ( Özlem ve ben ) kendi yaşam yolumuzda yaşamış olduğumuz deneyimleri, açılımları, meydan okumaları ve uyanışları çevremizdeki insanlarla çeşitli şekillerde paylaşmaktaydık. Kendimize doğru yürüdüğümüz bu yolda geçmişe, zihinsel yanılsamalara, ve inanç kalıplarına dair birçok bağı saldığımız ve yeni seçimler yaparak içimizdeki yeniyi doğurmakta olduğumuz bir dönem yaşadık. Bu seçimle birlikte ortaya çıkan ilişkilerimizin, işimizin, çevremizin değiştiği süreçte edindiğimiz anlayışları ve süreç esnasında yaşanan içsel ve dışsal meydan okumalardan nasıl farkındalıkla ve kolay yolu seçerek geçilebileceğini insanlarla paylaşmayı seçtik. Sadeliğin, izin vermenin ve koşulsuz kabulün hangi kapıları açtığını, şimdinin tanımsız tazeliğinde an be an yeniden doğuşun ne olduğunu sizlerle farklı bir şekilde paylaşmayı seçtik. Yeni bir çalışma başlattık. Detaylar için bu linke tıklayınız.
Bu seçimi yaptıktan kısa bir süre sonra doğru kişi ve kaynaklar önümüze çıktı ve şimdi tanıtımını yaptığımız çalışma şekillendi. Bu çalışma insanların arayışına, arayış zincirinin bir başka halkası olarak eklenmemesi niyetiyle ortaya çıktı. Ve bu çalışmaya çekilecek insanların da içsel düzeyde bu seçimi yapmış olduklarını, arayış zincirinin bu halkasının burada ve şimdi sunduğumuz paylaşımla kırılacağını hissettik. Buna bir çalışma demek dahi bize pek uygun gelmiyor. Buradaki birlikteliğimiz spontane bir akışla kendi şeklini kendi belirleyecek şekilde oluşacak. Evet, hakkında konuştuğumuz pek çok şey olacak. Uygulamalar, sohbetler, bilgi aktarımları olacak. Ama nihai noktada size sunacağımız hatırlayışın en sade ifadesi “ Sen de O'sun” olacaktır. Bilinçli ve bilinçsiz düzeyde her an yapmakta olduğunuz seçimlerin farkına varacağınız, kendinizle yeni bir düzeyde, yeni enerji ve yeni siz düzeyinde buluşacağınız bir alan yaratmaya niyet ettik. Bu niyet içimizden gelen bir çağrıydı ve ona kulak verdik, olmasına izin verdik.
Önünüzdeki Yol Ayrımı ve İki Seçenek
Uyanış ve hatırlayış sürecinin meydan okuyucu olabileceğini bizzat kendi deneyimlerimizden biliyoruz. Yaşamın gerçekliği bizleri hem kollektif hem de bireysel düzeyde değişime zorlamakta. Zorlayış kimi varlıklar üzerinde uyandırıcı, hatırlamaya yönelik dürtücü bir etkiye sahip olurken, içlerinde bu sesi duymaya başlayanlar gerçeği sorguluyor ve değişime niyet ediyorlar. Aynı zorlayış kimi varlıklar üzerinde ise, eskiye tutunma, kapanma, korku bazlı bilinçsiz seçimlere yönelme etkisi gösteriyor.
İşte bu noktada seçimlerimizin farkındalığı önem kazanıyor ve varlık önünde iki seçimin bulunduğu bir yol ayrımına geliyor;
- Kendini bilmek ve yaşamının sorumluluğunu almak mı?
- Kurban bilincine saplanıp dışta olanı (kişileri, sistemi, koşulları vs.) suçlayarak kendi dışında tutunacak (maddi-manevi ) bir dal arayışına girmek mi?
Kendini Bilmenin, Uyanışın Yolu
Birinci yol, insan veçhesi için çetin görünen bir yoldur. Kesinlik ve bilinebilirlik taşlarıyla döşenmemiştir. Bu yol ileriye doğru giden bir yol değildir. Doğrusal değil, çok boyutludur. Kuralları kendinin koyduğu ve zihin tarafından bilinemeyecek olan dinamiklerin devreye girdiği bir alandır. Sadeliğin, güvenin, koşulsuz sevginin ve kendinin tüm parçalarını kucakladığın bir oluş halinin alanıdır. Zihnin katı ve dualitik zemininden, kalbin ve sezgilerin rehberliğine geçiştir. Çabanın yerini izin veriş alır.
Korkunun, Unutmuşluğun, Çaresizliğin Yolu
İkinci yol, korkunun yoludur. Sürekli aynı yere çıkan bir yoldur. Mesafe katediyormuşsunuz gibi görünür ve görece bir devinim, aktivite vardır, ancak bir atlı karınca gibi olduğunuz yerde dönmekte ve önünüzdeki hedefe bir türlü ulaşamamaktasınızdır. Bu yol yanılsamaların (illüzyonların) hakim olduğu bir gerçeklik boyutudur. Yolun parke taşları korku, güvensizlik, çaresizlik harcı ile yapılmıştır. Burada rüyalar gerçekmiş gibi yaşanır. Bunun nedeni, kendi seçiminin yaratıcı faktörünü göremeyen varlığın, gerçek öz niteliklerini unutmuş olmasıdır. Bu yol çabanın ve acının yoludur.
Arayışı Bırakmak
Arayışın, ister maddi isterse manevi olsun çıkış noktası itibariyle bir ayağı sakattır. Arzulamış olduğun şeye sahip olmadığın inancıyla çıkılan bir yoldur.
Ruhsal arayış yolunda olanlar için ise gerçeklik ikiye bölünmüş gibidir. Ruhsal olan ve olmayan. Bu arayışa ruhsal olanan keşfine yönelik olarak çıkılır ve yol üstünde bir çok durak vardır. Ruhsallığın tanımlandığı çeşitli geleneksel öğretiler ve uygulamalar sürekli olarak yenilenmekte ve çoğalmaktadır. Arayan sayısı arttıkça ruhsal vaatler de çeşitlenmektedir. Ve uygulama ve öğretiler ulaşılması hayal edilen konum ile varlık arasında bir başka tampon oluşturmaktadır. Böylelikle, ruhsal arayış dualitenin pozitif yanılsama ( illüzyon ) kutbunu oluşturur.
Oysaki gerçek olan, an be an tüm tanımlama ve uygulamaların ötesinde bir tazelikte doğmaktadır. O tutulacak, ulaşılabilecek bir yerde değildir. Tüm yalınlığı ve tanımsızlığı ile arayışının yaratmış olduğu yanılsamanın hemen dibindedir. Ne kadar uzaklaşsan da o kadar yakınsındır O'na.
Her arayış bir çabayı devreye sokar. Ancak tüm arayışın ve çabanın ulaşacağı nokta seni pes ettiğin bir konuma taşır. Bu teslim oluşa eşlik eden bir farkındalık varsa hakikatin ışığı çeşitli şekillerde kendisini sana hissettirir.
İşte bu akış içinde nerede durduğunuzu, şimdiki seçiminizin ne olacağını sorguluyor olabilirsiniz. Nedenler, nasıllar, amalar zihninizde uçuşuyor olabilir.
Belki de Birinci yola, kendinize giden yola saptınız ve yeni meydan okumaları anlama ve yeni araçları devreye sokma noktasında içinizde yeni kapıların aralanması eşiğindesinizdir.
Bu çalışmada bizlere eşlik etmeyi seçerseniz;
Cevapların kendi içinizde olduğunu anlamaya, yaşamınızın ve kendinizin hakimiyetini elinize alıp, kendi değerinizi bilmeye yönelik bir çalışmaya katılmış olacaksınız. Değişim ve dönüşüm sürecinde, eski bilincinize bağlı yapı fiziksel, duygusal ve zihinsel düzeylerde dağılırken bununla nasıl başa çıkacağınıza dair içgörüler edineceksiniz.